EĞİTİMENTEGRASYONYAZARLAR

Göç ve Güç! Dil Nedir?

Dil kelimesi Türk Dil Kurumu tarafından şu şekilde tanımlanmıştır: „İnsanların düşündüklerini ve duyduklarını bildirmek için kelimelerle veya işaretlerle yaptıkları anlaşma, lisan, zeban.“

İlk insan dilinin nasıl ortaya çıktığı konusunda, veya dillerin genel tarihi konusunda günümüze kadar pek çok araştırma yapılmış ve teoriler sunulmuştur. Noam Chomsky başta olmak üzere birçok dil bilimci “evrensel gramer” teorisini savunmaktadır. Bu teoriye göre insanlar her dilde geçerliliği olan evrensel bir gramer yetisiyle doğarlar ve bir dil edinebilirler. Hayvanlar ise her ne kadar belirli fonemleri çıkarsalar da insanların diline benzer bir dil geliştiremezler.

Peki toplum içinde dilin yeri nedir? Özellikle Avusturya, Almanya ve Türkiye gibi göç toplumlarında dil nasıl bir özellik ve hangi gücü taşır? Daha önce dil öğrenimi, edinimi ve dil gelişimi hakkında yazmıştım. Bu sefer dile güç dinamikleri açısından bakacağız, çünkü dil ve çok dillilik konuları sadece dil edinimi ve gelişimi açısından değerlendirilemez ve sınırlandırılamaz.

PISA testleri yapılmaya başladığından beri göç toplumlarında öne çıkan belirli sonuçlar dil bilimcileri ve eğitim bilimcileri eğitimde fırsat eşitliği konusu ile ilgilenmeye itti. Özellikle ikinci ve yabancı dil olarak Almanca becerilerinin geliştirilmesi hakkında araştırmalar başlarken, ana odak dil eğitimi için başarılı programlar ve modellerin geliştirilmesi oldu. Araştırmalar neticesinde toplum içinde çoğunluk ve azınlık gruplar arasında var olan güç dinamiklerinin dikkate alınması gerektiği ve (dil) eğitmenlerin ancak güç mekanizmalarını göz önünde bulundurarak ve bu dinamiklerin içinde kendi yerini de belirleyerek bir şeyler öğretebileceği sonucuna ulaşılmıştır. Yani güç dinamikleri içerisinde dilin alışıldığı anlam ve tanımı da değişikliğe uğrar.

Dil topluma sosyal, ekonomik, politik katılım için ön koşuldur. Etkileşimde kullanılır ve kişinin kendi bireysel, sosyal ve politik hareket etme yeteneğini genişletir (Dirim/Mecheril, 2010). Güç mekanizmaları açısından dil sadece bir iletişim aracı değil, aynı zamanda toplum tarafından tanınmanın ifade edilmesini sağlayan bir araçtır. Yani hangi diller meşru dillerdir? Hangi diller toplum tarafından kabul edilir? Hangi dili konuşan çocuklar ön planda tutulurlar, hangileri göz ardı edilir? Hangi diller prestijli diller olarak tanınır? Bütün bu soruların cevapları güç mekanizmaları tarafından belirlenir. Örneğin Almanca çoğunluk toplumun dili olduğundan (ve bu sebeple güç Almanca’da olduğundan) Türkçe’den veya Arapça’dan daha fazla prestijli olarak kabul edilir. Almanca ana dili olan çocuklar (veya yetişkinler) Türkçe’yi ana dil olarak konuşan çocuklara (veya yetişkinlere) nazaran toplum içerisinde, okulda ve iş hayatlarında daha avantajlı olarak kabul edilirler. Bir insanın çift dilli olarak yetişmesi güç mekanizmalarının çalıştığı toplumlarda bizlerin düşündüğü gibi zenginlik olarak değil, bir sorun olarak tanımlanır. Hatta okul performansını kötü yönde etkilediğine inanılır.

Chomsky ideal bir konuşandan bahseder. İdeal konuşan dili mükemmel bir şekilde konuşur. Homojen bir yapıda yaşar ve anadilini hatasız konuşabilir. Bu açıya dayanarak mükemmel bir dil beceri beklentisi oluşturulmuştur. Chomsky’ye dayanan bu anlayış gündelik hayatımızda önümüze çoğu kez çıkar. Bu anlayışın kaynağı ise kültürel bütünleşmenin ulusal bütünlüğe ve vatanseverliğe katkı sağladığını belirten bir tezdir. Bu Türkiye için de geçerlidir. Türkçe haricindeki diller „normal“ dışına çıkar. Normal kavramını belirleyen de aslında toplumun, özellikle çoğunluk toplumun, ta kendisidir.

Geçmişte dilin kullanım boyutu çok fazla araştırılmışken, toplumsal boyutu göz ardı edilmiştir. Aslında dil yeterliliği sadece göstergebilimsel açıdan değerlendirilemez. Yani dilin doğru yazılışı yanında kullanılan dil ile birlikte oluşan etki ve bu etkinin bağlı olduğu siyasal, kültürel ve toplumsal faktörler göz önünde bulundurulmalıdır (Dirim/Mecheril, 2010). Bir dilin yeterli derecede konuşuluyor olup olmadığı, o dilin toplum içerisindeki etkisine ve hiyerarşik konumuna bağlıdır. Yeterli derece nedir? Kime göre yeterli? „Yeterli“yi kim belirledi? Dil alanında çalışan eğitimcilerin sormaları gereken sorular bunlardır. Eğitimcilerin bir parçası olduğu okullarda normlar her zaman önemlidir. Normun dışına çıkanlar anormal olarak algılanır. Çok dilli yetişen çocuklar da farklı oldukları için normun dışındalardır. Okullar ise bu farkları hem göz ardı eder, hem de toplumsal farkları artırır. Çünkü çocuklar kimin Alman, kimin Türk, kimin Arap olduğunu okulda öğrenirler. Aynı zamanda hangi dillerin konuşulmasının hoş karşılanmadığını okulda öğrenirler. „Reproduction of differences“ bunun tam anlamıyla tanımıdır.
Göç toplumlarında eğitmen ve eğitimci olarak yer almak isteyen kişiler bu konu ile yakından ilgilenmelidirler. Bu Türkiye için de geçerlidir, çünkü Türkiye de bir göç toplumudur. Alanları dil olmasa da, dil her alanda önemli olduğu için, tüm eğitimcileri ilgilendiren bir konudur.

Dirim, Inci/ Mecheril, Paul (2010): Die Sprache(n) der Migrationsgesellschaft. In: Mecheril, Paul/ Castro Varela, Maria do Mar/Dirim, Inci/Kalpaka, Annita/Melter, Claus: Migrationspädagogik, Weinheim: Beltz: 99-120.

 

 

 

ähnliche Artikel

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht.