
Karne, okul başarısı ve aile içi iletişim birbiriyle örüntülü üç ayrı kavramdır. Özellikle karnelerin alındığı dönemlerde gündeme gelen bu kavram, aslında ailelere de ayna tutacak bir özellik taşımaktadır.
Karne, öğrencinin bir dönemin sonunda dönem içi akademik durumunu ortaya koyan özet bir belgedir. Bu belgeye bakarak çocuğun zekasını, kişiliğini ya da gelecekteki başarısını göstermek için çıkarımlarda bulunmak doğru değildir. Hele ailelerin kendi içinde “Benim oğlum, …” veya “Benim kızım…” gibi ifadelerle başlayan ve çocukları yarıştıran ifadeleri barındıran yarıştırmalardan şiddetle kaçınmalıdır. Karneye çok fazla anlam yüklemek yerine, “öğrenme sürecinin ‘geri bildirim aracı’ olarak bakılmalı, buradan öğrencinin “güçlü ve geliştirilmesi gereken” yönleri hakkında çıkarımlarda bulunmak gerekir. Bu anlamda karne, bir sonuç değil; süreç gösteren belgedir.
Karnede görülen notları öğrencinin okul başarısı olarak görüp okul idaresi veya aileler, öğrenci üzerinden kendilerine olumlu, olumsuz pay çıkarmaya çalışmamalıdır. Karne sorumluluk alma, düzenli çalışma alışkanlığı, derse katılım ve motivasyon, sosyal ve duygusal gelişim alanlarını da kapsar. Bu noktada ailenin tutumu, çocuğun okul başarısını doğrudan etkiler. Destekleyici ve anlayışlı bir aile ortamında yetişen çocuk daha motive ve özgüvenli olur.
Aile içi iletişim karneye verilen tepki ile somutlaşır. Karneye yaklaşım olumlu, yapıcı ve yapılandırıcı bir yaklaşım çerçevesinde gerçekleşirse, karne; bir ‘yargılama’ değil, ‘değerlendirme’ aracı olarak görülür. Çocuk kendini güvende hisseder, eksiklerini tamamlamaya çalışır; hatalarından ders veya dersler çıkarmaya bakar. Karneye yaklaşım olumsuz, eleştirel bir bakış açısıyla gerçekleştiğinde, aile içinde çocuğun okul başarısı kıyaslama, bağırma, cezalandırma enstrümanına dönüşür. Bu durumda çocuk okuldan uzaklaşır, kıyaslama yapılan arkadaşlarından uzaklaşır, aile içi iletişim kanalları kapanır, çocuk içine kapanır; özgüven ve kaygı durumları ortaya çıkar. Okul içinde de akranların arasında iletişim sorunları baş gösterir, çocuklar arasında akran baskısı durumları görülmeye başlar.
Ailelerin bu durumda karne notlarına değil, öğrencinin gösterdiği çabaya ve gelişime odaklanmasında yarar vardır. Neden “zayıf/düşük not” aldın diye kızmak yerine neden sonuç ilişkisi kurulmaya çalışılmalıdır. Ne başarıyı abartmalı, ne de başarısızlığı felaket olarak değerlendirmelidir. Çocukla, öğretmenle ve okul idaresi ile işbirliği yapılarak sorunların kökenine inilmeli, gerekiyorsa çocuğa eksiklerini tamamlayabilmesi için ilave dersler (Nachhilfeunterricht) alması sağlanmalıdır. Bunun için de yerel yönetimlerin çocukların okul başarısını desteleyecek tedbirlerini ve ailelere sağladığı maddi desteklerin araştırılmasında yarar vardır. Bütün bu süreçte çocuğun duygu durumunu da dikkate almalı, çocuğun hayalindeki meslekle, gelecekte kendini nerede görmek istediği konusundaki hayallerinin gerçekleştirilmesine yardımcı olunmalıdır. Aileler, anne veya babalar kendi erteledikleri düşlerini çocuklarının gerçekleştirmesi için uğraşmamalı, onlara kendilerini gerçekleştirebilmeleri için gerekli ortamın oluşması için çalışmalıdır.
Konuya öğrenciler açısından yaklaşıldığında; başarının sadece karne notuyla ölçülmediği unutulmamalıdır. Öğrencinin sorumluluk alması, çalışmaktan vazgeçmemesi, öğrenme süreçlerinde güçlü olduğu dersler olduğu gibi zorlandığı derslerin de olduğu doğaldır. Karne, öğrencinin kendini geliştirmesi, değerlendirmesi ve yeni dönem için hedefler belirlemesi için de etkili bir araçtır.
Unutulmamalıdır ki karne okul başarısının bir göstergesi ise okul, aile ve aile içi iletişim durumlarının da gösterildiği bir araçtır. Sağlıklı iletişim kurulan ailelerde karne çatışma değil, öğrencinin gelişimi için düzenlenmiş bir belge özelliğinin ötesinde bir anlam kazanmaz.
Karne notları ne olursa olsun, önemli olan bütün paydaşların gösterdiği çaba, işbirliği ve öğretmen-öğrenci iletişiminde gösterilen çaba ve öğrenme sürecidir. Karneye verilen yapıcı ve destekleyici tepkiler çocukların özgüvenini ve motivasyonunu güçlendirir. Kıyaslama, eleştiri veya cezalandırmak yerine birlikte çözüm yolları aramak daha sağlıklı sonuçlar doğuracaktır. Her meyvanın tadının başka başka olduğu gibi, her bir öğrencinin de öğrenme sürecinin farklı farklı olduğu, her bir bireyin gelişme sürecinin bulunduğu ortama göre değişiklik göstereceği unutulmamalıdır.







