
Üzüntü, insanın kalbini ve göğsünü sıkıştıran, nefesini daraltan en temel duygulardan biridir. Üzüntü hissettiğimizde göğsümüzde bir baskı oluşur, nefes almak zorlaşır. Bu durum, akciğer yin enerjisinin artmasıyla ilgilidir. Tıpkı doğada nemin yoğunlaştığında havayı ağırlaştırması gibi, akciğer yini veya nemi yükseldiğinde göğüs bölgesinde tıkanma, doluluk ve sıkışma hissi meydana gelir. Bu nedenle akciğerdeki dengesizlikler, duygusal olarak da anlaşılmaz bir üzüntü halini tetikleyebilir. Bazen bu duygusal ağırlığı atabilmenin en doğal yolu, gözyaşıdır. Ağlamak, akciğerin enerjisini serbest bırakır. İnsan içtenlikle ağladığında, göğüs hafifler, nefes açılır, enerji yeniden akmaya başlar. Ancak modern yaşamda çoğumuz duygularımızı bastırmayı öğreniyoruz. Üzüntümüzü paylaşmaktan çekiniyor, çevremize karşı resmi davranıyoruz. Zamanla bu bastırılmış duygular içimizde birikir; enerji akışını kısıtlar, organlarımızın doğal dengesini bozar. Uzun süre bastırılan keder, yalnızca duygusal bir yük değildir bedeni de yıpratır. Sevdiği birini kaybeden insanların yıllar sonra kalp krizi, kanser veya kronik hastalıklarla karşılaşması tesadüf değildir. Çünkü üzüntü sadece ruhta değil, hücre düzeyinde de iz bırakır.
Her insan üzüntüyü farklı şekillerde yaşar ve iyileştirir. Kimisi terapiyle, kimisi sanatsal üretimle; kimisi doğaya sığınarak, kimisi konuşarak ya da yazıya dökerek içsel dengesini yeniden kurar. Ancak bastırılan veya ifade edilemeyen üzüntü, zamanla bedende “melankoliye” dönüşür. Akciğerin temel görevi nefesi yönetmek ve yaşam enerjisini (Qi) tüm bedene dağıtmaktır. Fakat kronik üzüntü akciğer Chi’sini zayıflatır. Bu durumda kişi kendini yorgun, soğuk ve güçsüz hisseder; nefesi sığlaşır, cilt solgunlaşır ve istemsiz terleme baş gösterebilir. Duyular özellikle koku ve dokunma hissi zayıflar, kişi duygusal olarak içe çekilir. Uzun süren üzüntü hem yin hem de kan enerjisinin tükenmesine yol açar. Bu kişiler genellikle derin nefes alamaz, ağlamaklı bir ruh hali taşırlar. Konu ne olursa olsun, içten bir keder tonuyla konuşurlar. Ellerinde çoğu zaman bir mendil vardır; çünkü ağlamak, bu enerji tıkanıklığını anlık da olsa hafifletir. Fakat ağlamanın ardından bile içsel huzur tam olarak gelmez. Bu durum “endojen üzüntü” olarak tanımlanabilir dışsal bir olayın değil, içsel enerji dengesizliğinin sonucudur. Akciğer yin’ini dengelemek ve Chi akışını canlandırmak, bu tür duygusal sıkışmaların çözülmesinde temel yaklaşımdır. Akupunkturda, akciğer yin ve yang dengesini destekleyen özel nokta kombinasyonları bu süreçte büyük fayda sağlar.
Sonuç olarak, üzüntü yaşamın doğal bir parçasıdır; ancak bastırıldığında bedenin en derin katmanlarına işler. Gerçek şifa, duyguların bastırılmadan, doğal şekilde akmasına izin vermekle başlar. Çünkü insan nefes aldığı sürece yaşam vardır ve nefes, akciğerin değil, ruhun da özgürlüğüdür. Diğer yazımda organların ve duyguların ilişkisini anlatmaya devam edeceğim.
Sağlıcakla Kalın
İLETİŞİM BİLGİLERİ:
http://www.recepcelik.com.tr
E-Mail: drrecepcelikalanya@gmail.com veya info@recepcelik.com.tr
Telefon: +90 242 511 07 47
Adres: ŞİFAHANE Sağlıklı Yaşam Merkezi Saray Mah. Hoca Ahmet Yasevi Cad. Ustalıoğlu Sok. Saliha Hüseyin Zamanoğlu Apt. No: 16/A Alanya / Antalya








