EĞİTİMGENÇLİKYAZARLAR

Okul Zili Çalarken: Çocukların Ruhsal Dünyasında Yeni Dönem

Okulların yeniden açılması, yalnızca yeni bir eğitim döneminin başlaması anlamına gelmez. Çocuklar için aynı zamanda yeni bir rutine, yeni sorumluluklara, sosyal ilişkilere ve beklentilere yeniden uyum sağlama sürecidir. Tatil döneminin daha esnek ve özgür düzeninden okulun belirli saatlere, kurallara ve akademik sorumluluklara dayalı yapısına geçiş, bazı çocuklar için kolay olurken bazıları için kaygı, isteksizlik, öfke, uyku sorunları veya içe kapanma şeklinde kendini gösterebilir.

Bir klinik psikolog olarak özellikle altını çizmek istediğim nokta şu: Çocuğun okula uyum sürecinde gösterdiği her davranışı “şımarıklık”, “tembellik” veya “isteksizlik” olarak değerlendirmemek gerekir. Bazen davranış, çocuğun henüz kelimelere dökemediği bir duygunun ifadesidir.

Yeni başlangıçlar neden zorlayıcı olabilir?

Çocukların zihni değişikliklere yetişkinlerden farklı tepki verebilir. Tatil boyunca geç saatlerde yatmaya, daha fazla ekran kullanmaya, daha esnek beslenme ve günlük yaşam düzenine alışan bir çocuğun bir anda erken kalkması, saatlerce sınıfta oturması ve ödev sorumluluğu üstlenmesi kolay olmayabilir.

Özellikle okula yeni başlayan çocuklarda ayrılma kaygısı görülebilir. Daha büyük çocuklarda ise akademik başarı, arkadaş ilişkileri, öğretmen beklentileri, sınavlar veya akran baskısı ön plana çıkabilir.

Bu nedenle okulun ilk haftalarında çocuğun davranışlarını yalnızca “uyum sağlıyor mu?” sorusuyla değil, “Bu değişim onun duygusal dünyasında nasıl bir etki yaratıyor?” sorusuyla değerlendirmek gerekir.

Uyku düzeni bir gecede değişmez

Okul döneminin en önemli konularından biri uyku düzenidir. Tatilde bozulan uyku saatlerini okulun başlamasıyla birlikte bir gecede değiştirmeye çalışmak çocuk için gereksiz bir stres yaratabilir.

İdeal olan, okul başlamadan önce uyku ve uyanma saatlerini kademeli olarak okul düzenine yaklaştırmaktır. Akşam saatlerinde ekran kullanımının azaltılması, yatmadan önce sakin bir rutin oluşturulması ve sabahları mümkün olduğunca düzenli bir saatte uyanılması geçişi kolaylaştırabilir.

Burada önemli olan yalnızca çocuğun kaç saat uyuduğu değildir. Uyku öncesindeki zihinsel ve duygusal hazırlık da önemlidir. Çocuk yatağa girdiğinde hâlâ yoğun şekilde telefon, tablet veya bilgisayar kullanıyorsa bedeni yatakta olsa bile zihni hâlâ uyarılmış durumda olabilir.

Başarılı olmalısın” baskısı çocuğu güçlendirmez

Yeni eğitim dönemiyle birlikte bazı çocuklar daha ilk günden başarı baskısını hissetmeye başlayabilir.

“Bu yıl çok çalışmalısın.”

“Notların yüksek olmalı.”

“Arkadaşlarından geri kalma.”

“Bu sınav çok önemli.”

Bu cümleler iyi niyetle söylenmiş olsa bile çocukta zamanla “Sevilmek ve değerli olmak için başarılı olmak zorundayım” düşüncesinin oluşmasına neden olabilir.

Doç. Dr. Sebiha Ünal: “Çocuklarımızdan kusursuz olmalarını değil; hata yapabilecekleri, zorlanabilecekleri ve her koşulda sevildiklerini hissedebilecekleri güvenli bir alan yaratmalarını bekleyelim. Çünkü çocuğun başarısından önce ruhsal güvenliği gelir.”

Çocuğun akademik başarısını desteklemek ile başarıyı çocuğun kimliğinin merkezine koymak arasında önemli bir fark vardır.

Çocuk düşük bir not aldığında ilk sorumuz “Neden bu kadar düşük aldın?” yerine “Bu sınav senin için nasıl geçti?” olabilir.

Çünkü bazen düşük notun arkasında çalışmamak değil; kaygı, dikkat sorunları, motivasyon eksikliği, öğrenme güçlüğü, özgüven problemi veya başarısız olma korkusu bulunabilir.

Çocuğun duygusunu hemen düzeltmeye çalışmayın

Çocuk “Okula gitmek istemiyorum” dediğinde ebeveynin ilk refleksi çoğu zaman ikna etmeye çalışmaktır:

“Okulda ne güzel arkadaşların var.”

“Bunda korkacak ne var?”

“Herkes okula gidiyor.”

“Sen artık büyüdün.”

Ancak çocuğun duygusunu reddetmek yerine önce anlamaya çalışmak daha sağlıklıdır.

“Okula gitmek istemediğini görüyorum. Seni en çok zorlayan şey ne?”

gibi bir soru, çocuğa duygusunun duyulduğunu hissettirir.

Çocukların her zaman çözüm istemediğini unutmamak gerekir. Bazen önce anlaşılmak isterler.

Bir çocuğun kaygısını ortadan kaldırmadan önce onun kaygısını anlayabilmek gerekir.

Arkadaş ilişkilerini küçümsemeyin

Yetişkinler için küçük görünen bir arkadaşlık problemi, çocuk için günün en önemli meselesi olabilir.

Bir arkadaşının onunla konuşmaması, oyuna alınmaması, sınıfta dışlanması veya alay edilmesi çocuğun özgüvenini ciddi şekilde etkileyebilir.

Özellikle okul çağında aidiyet duygusu çok önemlidir. Çocuk “Ben bu grubun bir parçasıyım” hissini yaşamak ister.

Bu nedenle çocuğun arkadaşlarıyla ilgili anlattıklarını “Çocukça şeyler” diyerek geçiştirmemek gerekir.

Özellikle tekrarlayan dışlanma, alay edilme, tehdit, fiziksel veya dijital zorbalık söz konusuysa konu ciddiyetle ele alınmalıdır.

Çocuğa “Sen de karşılık verseydin” demek yerine yaşananları anlamak ve gerektiğinde okul ile iş birliği yapmak çok daha doğru bir yaklaşımdır.

Ekran kullanımında yasak yerine denge

Okul döneminin başlamasıyla birlikte ekran kullanımı da yeniden düzenlenmelidir.

Telefon, tablet ve bilgisayarın tamamen yasaklanması çoğu aile için sürdürülebilir olmayabilir. Önemli olan ekranın çocuğun hayatındaki yerini belirlemektir.

Ödev, uyku, fiziksel hareket, aile ilişkileri, arkadaşlıklar ve yüz yüze sosyal yaşam geri plana itiliyorsa ekran kullanımı artık yalnızca bir eğlence aracı olmaktan çıkmış olabilir.

Burada ebeveynlerin kendi davranışları da önemlidir. Çocuğundan telefonu bırakmasını isteyen bir ebeveynin sürekli telefonla ilgilenmesi, çocuğa verilen mesajı zayıflatır.

Çocuklar yalnızca söylediklerimizi değil, yaptıklarımızı da öğrenirler.

Sabahları savaş alanına çevirmeyin

Okul sabahları birçok aile için stresli olabilir. Geç kalma korkusu, kahvaltı, kıyafet seçimi, çanta hazırlığı ve evden çıkma telaşı çocuğun güne kaygıyla başlamasına neden olabilir.

Bu nedenle sabah düzeninin mümkün olduğunca önceden planlanması yararlı olacaktır.

Çantanın akşamdan hazırlanması, kıyafetlerin önceden belirlenmesi ve sabah yapılacakların çocuğun yaşına uygun şekilde netleştirilmesi gereksiz çatışmaları azaltabilir.

Çocuğun her şeyi ebeveynin yapması da uzun vadede çözüm değildir. Yaşına uygun sorumluluklar verilmesi, çocuğun bağımsızlık duygusunu destekler.

Çocuğu başka çocuklarla kıyaslamayın

“Bak, arkadaşın ne kadar başarılı.”

“Kuzenin senden daha yüksek not aldı.”

“Sen neden onun gibi olamıyorsun?”

Kıyaslama, çocuğu motive etmekten çok yetersizlik duygusunu besleyebilir.

Her çocuğun öğrenme hızı, kişilik özellikleri, ilgi alanları ve güçlü yönleri farklıdır.

Çocuğun başkalarıyla değil, kendi gelişimiyle kıyaslanması çok daha sağlıklıdır.

“Geçen sınavda zorlanmıştın, bu kez hangi konuda ilerlediğini fark ettin?” demek, çocuğun kendi gelişimini görmesine yardımcı olur.

Çocuğun davranışındaki değişiklikleri takip edin

Okul döneminin ilk haftalarında bazı değişiklikler normal olabilir. Ancak belirgin ve uzun süren değişiklikler dikkate alınmalıdır.

Örneğin;

* Sürekli okula gitmek istememe,
* Sabahları yoğun karın ağrısı veya baş ağrısı yaşama,
* Uyku problemleri,
* İştah değişiklikleri,
* Sık ağlama,
* Belirgin öfke patlamaları,
* Sosyal ortamlardan uzaklaşma,
* Ders başarısında ani düşüş,
* Kendine güvenin belirgin şekilde azalması,
* Sürekli başarısız olacağını düşünme

gibi belirtiler çocuğun yaşadığı duygusal zorluğun daha yakından değerlendirilmesi gerektiğini gösterebilir.

Bu belirtiler ortaya çıktığında çocuğu suçlamak veya daha fazla baskı uygulamak yerine nedenini anlamaya çalışmak gerekir. Gerektiğinde öğretmen, okul psikolojik danışmanı ve çocuk ruh sağlığı uzmanlarından destek alınabilir.

Ebeveynin kaygısı çocuğa geçebilir

Çocukların duygusal radarları oldukça hassastır. Ebeveynin okul, sınav, başarı veya gelecek konusunda yoğun kaygı yaşaması çocuğun da kaygısını artırabilir.

“Bu yıl çok zorlanacaksın.”

“Bu okulda başarılı olmak kolay değil.”

“Notların düşerse ne yaparız?”

gibi cümleler çocuğun zihninde sürekli bir tehdit algısı oluşturabilir.

Bunun yerine ebeveynin mesajı şu olabilir:

“Zorlandığın zaman yanında olacağım.”

“Hata yapabilirsin.”

“Her şeyi ilk seferde mükemmel yapmak zorunda değilsin.”

“Birlikte çözüm bulabiliriz.”

Çocuk için en güçlü güven kaynaklarından biri, başarısız olduğunda da yanında bir yetişkinin olduğunu bilmektir.

Okul yalnızca akademik başarı değildir

Çocuğun eğitim hayatını yalnızca notlar üzerinden değerlendirmek, gelişimin çok önemli alanlarını gözden kaçırmamıza neden olur.

Okul aynı zamanda problem çözme, arkadaşlık kurma, sınır koyma, hayal kırıklığıyla baş etme, sorumluluk alma, iletişim kurma ve bağımsızlaşma alanıdır.

Bu nedenle çocuğa yalnızca “Bugün kaç aldın?” diye sormak yerine zaman zaman:

“Bugün seni ne mutlu etti?”

“Bir arkadaşınla güzel bir şey yaşadın mı?”

“Bugün seni zorlayan ne oldu?”

“Bugün kendinle gurur duyduğun bir şey var mı?”

gibi sorular sormak çocuğun iç dünyasına ulaşmayı kolaylaştırır.

Yeni dönemin en önemli mesajı: Mükemmel olmak zorunda değilsin

Okulun ilk günlerinde çocukların ihtiyaç duyduğu şey yalnızca düzen, disiplin ve akademik hedefler değildir.

En çok ihtiyaç duydukları şeylerden biri güven duygusudur.

“Bir hata yaptığımda da seviliyorum.”

“Bir sınavdan düşük aldığımda değerim değişmiyor.”

“Bir arkadaşlık problemim olduğunda bunu anlatabilirim.”

“Zorlandığımda yardım isteyebilirim.”

Bu mesajları alan çocuk, yalnızca daha başarılı bir öğrenci değil; aynı zamanda duygularını tanıyabilen, yardım isteyebilen ve zorluklarla daha sağlıklı baş edebilen bir birey olma yolunda ilerler.

Yeni eğitim dönemine girerken çocuklarımızdan kusursuz olmalarını beklemek yerine onların gelişmelerine, denemelerine, hata yapmalarına ve yeniden başlamalarına alan açalım.

Çünkü eğitim yalnızca doğru cevapları bulmayı öğretmez. Hayatın her zaman doğru cevaplardan oluşmadığını ve bazen en değerli öğrenmenin, zorlandığımız anlarda gerçekleştiğini de öğretir.

Çocuklarımızın başarısını değil, önce ruhsal güvenliğini büyütelim…

———————————

Doç. Dr. Sebiha Ünal Hakkında; Klinik Psikolog, otizm- ve ilişki uzmanıdır. Türkiye ve Avrupa’da yaptığı
bilimsel araştırmalar sonrasında Pozitif Zihin Yöntemini (PZY) geliştirdi. Şu an Hollanda, Almanya, Belçika ve Türkiye’de kendi Otizm Uzmanlık Merkezleri ve Otizm Akademisi’nde (AECSU-AASU) tedavi ve eğitim veriyor. Kendi yaptığı bilimsel araştırmalar ve çalışmalar sonucunda pozitif bakış açısının ilişkiler ve otizmli kişilerde ne kadar güzel sonuçlar getirdiğini gördü ve bu yüzden uzmanlık alanını pozitif psikoloji ile geliştirdi ve kendi geliştirdiği yöntem olan Pozitif Zihin Yöntemi (PZY) ile Türkiye, Hollanda, Almanya ve Belçika’da da bulunan Psikiyatri ve Otizm Uzmanlık Merkezleri’nde şimdiye kadar 10.000’in üzerinde otizm uzmanı yetiştirdi, yetenekleri vurgulamanın ve bunlara yönelmenin otizmin zayıf yönlerinden daha da önemli olduğunu düşünüyor.

Daha fazla bilgi ve iletişim için:
info@autismexpertisecenter.com
www.autismexpertisecenter.com

instagram: drsebihaunal

ähnliche Artikel

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert