SAĞLIKYAZARLAR

Aşk, Eksiklik ve Sessiz Çatışmalar: Kendini Kaybetmeden Sevebilmek

Bir klinik psikolog olarak terapi odasında en sık duyduğum cümlelerden biri şudur:
“Eşim çok iyi bir insan… ama ben bu ilişkide kendimi kaybettim.”
Bu cümle, yüzeyde bir şikâyet gibi görünmez. Hatta çoğu zaman içinde bir suçluluk da taşır.
Çünkü ortada “kötü” biri yoktur.
Ama yine de bir şeyler eksiktir.
Ve o eksiklik… zamanla insanın içini sessizce kemirir.
Çünkü insan sadece bir ilişkide kalmak istemez.
Sevilmek yetmez.
Saygı görmek yetmez.
İnsan… hissedilmek ister.
Anlaşılmak ister.
Ve en önemlisi… kendisi olarak var olabilmek ister.
Ama bazı ilişkilerde kişi yavaş yavaş kendinden uzaklaşır.
Başta küçük ödünler verir:
“Şimdi söylemeyeyim…”
“Bunu büyütmeyeyim…”
“Onu kırmayayım…”
Zamanla bu küçük susuşlar,
büyük bir içsel sessizliğe dönüşür.
Ve bir noktadan sonra kişi fark eder ki:
Artık eskisi gibi konuşmuyor,
eskisi gibi gülmüyor,
eskisi gibi hissetmiyor.
Sanki hayatın içinde var…
ama kendi hayatının içinde yoktur.
Bir danışanım bunu şöyle ifade etmişti:
“Onun yanında rol yapıyorum ve sürekli güçlü görünmeye çalışıyorum… ama içten içe tükeniyorum.”
Bu cümle, birçok ilişkinin görünmeyen gerçeğidir.
Dışarıdan “iyi” görünen ama içeride insanı yavaş yavaş tüketen ilişkilerin…
Çünkü sürekli güçlü olmak zorunda hissetmek,
duygularını saklamak,
kırılganlığını bastırmak…
İnsanın ruhuna ağır gelir.
Ve bu yük sadece duygusal değildir.
Zamanla beden de bu yükü taşımaya başlar.
İşte tam bu noktada, çoğu zaman fark edilmeyen ama çok önemli bir şey devreye girer:
Mutluluk hormonları ve stres sistemi.
İnsan bedeninde ruh halini, bağ kurmayı ve yaşam enerjisini belirleyen başlıca hormonlar şunlardır:
Dopamin: Motivasyon, haz ve “değerliyim” hissiyle ilgilidir.
Serotonin: İç huzur, denge ve psikolojik stabilite sağlar.
Oksitosin: Güven, bağlanma ve duygusal yakınlığın temelidir.
Endorfin: Stresi azaltır, rahatlama ve iyilik hali yaratır.
Sağlıklı bir ilişkide bu sistem dengelidir.
Kişi kendini güvende, değerli ve rahat hisseder.
Ama sağlam olmayan bir ilişkide…
Sürekli tetikteysen,
Sürekli güçlü görünmek zorundaysan,
Kendini ifade edemiyorsan,
Olduğun gibi kabul edilmiyorsan…
Bu denge bozulur.
Ve stres sistemi devreye girer.
Uzun süreli stres, vücutta kortizol seviyesini artırır.
Bu da zamanla sadece ruhsal değil, ciddi fiziksel sağlık sorunlarına yol açabilir:
* Kronik yorgunluk ve tükenmişlik
* Uyku bozuklukları
* Bağışıklık sisteminin zayıflaması
* Sık hastalanma
* Baş ağrıları ve migren
* Mide ve bağırsak problemleri
* Kalp-damar hastalıkları riskinde artış
* Kas ağrıları ve beden gerginliği
* Kaygı bozuklukları ve depresif belirtiler

Doç. Dr. Sebiha Ünal: “Kişi sağlam olmayan bir ilişkiden çıkamadığında, o ilişkinin içinde kalmaya devam eder ama duygusal olarak çoktan oradan uzaklaşmıştır.”

Yani mesele sadece “mutsuzluk” değildir.
Mesele, bedenin de bu mutsuzluğa tepki vermesidir.
Çünkü insan, kendisi olamadığı bir yerde hem ruhsal hem fiziksel olarak yıpranır.
Ama bu durumun bir başka önemli boyutu daha vardır:
çocuklar.
Çoğu kişi ilişkide kalma kararını “çocuklar için” aldığını söyler.
Ama çoğu zaman gözden kaçan gerçek şudur:
Mutsuz bir ebeveyn olmak…
çocuk için görünmeyen bir yük yaratır.
Çünkü çocuklar söylenenleri değil, hissedilenleri alır.
Evdeki gerilimi, sessizliği, uzaklığı fark ederler.
Ve en önemlisi şunu öğrenirler:
Sevgi…
kendin olmadan da sürdürülebilen bir şeydir.
Bu, çocuk için büyük bir haksızlıktır.
Çünkü bir çocuk için en sağlıklı model şudur:
Kendisi olabilen, duygularını ifade edebilen ve gerçek bir bağ kurabilen ebeveynler.
Mutsuz, bastırılmış ve sürekli güçlü görünmeye çalışan bir ebeveyn…
ne kadar çabalasa da içten bir temas kurmakta zorlanır.
Çünkü insan, kendiyle temasını kaybettiğinde…
başkasıyla da derin bir bağ kuramaz.
Bu yüzden bazen ilişkide kalmak, çocuk için bir “fedakârlık” değil…
farkında olmadan yapılan bir aktarım olabilir.
Ve asıl soru burada değişir:
“Ben çocuklarıma nasıl bir ilişki modeli gösteriyorum?”
Bu noktada tekrar bireye dönüyoruz:
Bazı insanlar ilişkide kalmaya devam eder ama içsel olarak çoktan gitmiştir.
Bazıları ise bu eksikliği başka yerlerde arar.
Ama gerçek değişmez:
Bu, başka birini bulma meselesi değildir.
Bu, kendini kaybetmiş olma meselesidir.
Ve belki de en zor ama en dürüst soru şudur:
“Ben neden kendim olamadığım bir ilişkide kalmaya devam ediyorum?”
Çünkü gitmek zordur.
Çünkü korkular vardır.
Çünkü alışkanlıklar güvenli gelir.
Ama kalmanın da ağır bir bedeli vardır:
Kendinden vazgeçmek.
İlişki içinde maske ile dolaşmak,
sürekli güçlü görünmeye çalışmak,
duygularını bastırmak…
İnsanı yavaş yavaş kendi özünden koparır.
Ve en derin kırılma burada yaşanır:
İnsan, başkasını kaybetmemek için direnirken…
kendini kaybeder.
Bu yüzden bazen en sağlıklı karar,
ilişkiyi sürdürmek değil…
o ilişkiden çıkabilmektir.
Çünkü sağlam bir ilişki şunu gerektirir:
Kendin olabildiğin bir alan,
Kırılabildiğin bir güven,
Konuşabildiğin bir bağ,
Ve sevilmek için değişmek zorunda olmadığın bir yakınlık.
Gerçek sevgi seni bastırmaz.
Seni yormaz.
Seni başka biri yapmaz.
Aksine…
seni sana yaklaştırır.
Ve belki de en önemli gerçek şudur:
Sağlam bir ilişkide güçlü görünmek zorunda kalmazsın.
Zaten güvende hissedersin.
Sonuç olarak:
Sağlam olmayan bir ilişkide kalmak,
zamanla sadece kalbini değil…
ruhunu, bedenini ve hatta ebeveynliğini de etkiler.
Ama o ilişkiden çıkmak…
Bir kayıp değil,
bir başarısızlık değil…
Bir uyanıştır.
Kendine dönüşün,
kendini yeniden bulmanın,
ve hem kendin hem de çocukların için
daha sağlıklı bir hayat kurmanın başlangıcıdır.
Çünkü insanın en büyük iyileşmesi,
başka birini bulduğunda değil…
kendisi olarak kalabildiğinde başlar
.

———————————

Doç. Dr. Sebiha Ünal Hakkında; Klinik Psikolog, otizm- ve ilişki uzmanıdır. Türkiye ve Avrupa’da yaptığı
bilimsel araştırmalar sonrasında Pozitif Zihin Yöntemini (PZY) geliştirdi. Şu an Hollanda, Almanya, Belçika ve Türkiye’de kendi Otizm Uzmanlık Merkezleri ve Otizm Akademisi’nde (AECSU-AASU) tedavi ve eğitim veriyor. Kendi yaptığı bilimsel araştırmalar ve çalışmalar sonucunda pozitif bakış açısının ilişkiler ve otizmli kişilerde ne kadar güzel sonuçlar getirdiğini gördü ve bu yüzden uzmanlık alanını pozitif psikoloji ile geliştirdi ve kendi geliştirdiği yöntem olan Pozitif Zihin Yöntemi (PZY) ile Türkiye, Hollanda, Almanya ve Belçika’da da bulunan Psikiyatri ve Otizm Uzmanlık Merkezleri’nde şimdiye kadar 10.000’in üzerinde otizm uzmanı yetiştirdi, yetenekleri vurgulamanın ve bunlara yönelmenin otizmin zayıf yönlerinden daha da önemli olduğunu düşünüyor.

Daha fazla bilgi ve iletişim için:
info@autismexpertisecenter.com
www.autismexpertisecenter.com

instagram: drsebihaunal

ähnliche Artikel

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert

Lesen Sie auch
Schließen