EĞİTİMSAĞLIKYAZARLAR

40 Yaşından Sonra Sevmek: İnsan Geç Kalmış Sayılır mı?

Bazı insanlar aşkı genç yaşlarda bulur, bazılarıysa hayatın tam ortasında…

Ama şunu öğrendim ki insanın yaşı değil, kalbinin ne kadar yorulduğu belirliyor sevmeyi.

40 yaşından sonra ilişkiler değişiyor. Çünkü insan değişiyor.

Eskiden heyecan aradığımız yerlerde artık huzur arıyoruz. Bir mesaj için sabaha kadar beklediğimiz yaşlardan, “Beni gerçekten anlıyor mu?” diye düşündüğümüz yaşlara geliyoruz.

Gençken aşkın sadece kalp çarpıntısı olduğunu sanıyorduk. Oysa büyüdükçe anlıyoruz; aşk bazen sadece yanında sessizce oturabildiğin kişidir.

40 yaşından sonra insan daha zor âşık oluyor belki ama daha derin seviyor. Çünkü artık herkesin bir hikâyesi var. Kırılmışlıkları, suskunlukları, hayal kırıklıkları, yarım kalmış cümleleri…

Bu yaşlarda kimse tertemiz başlamıyor ilişkilere. Hepimizin içinde biraz geçmiş var.

Kimi yıllarca yanlış insanı sevmiş oluyor…

Kimi sadakatsizliği görmüş…

Kimi kendini bir evliliğin içinde kaybetmiş…

Kimi herkese güçlü görünürken geceleri yalnızlığıyla konuşmuş…

Ve sonra bir gün biri çıkıyor karşına.

Tam da “Ben artık kimseyi hayatıma alamam” dediğin yerde.

İşte en tehlikeli an da bu zaten. Çünkü 40 yaşından sonra insanlar sevgiden çok güvene ihtiyaç duyuyor. Kalbine değil, ruhuna dokunan birini arıyor.

Eskisi gibi büyük laflar etkilemiyor artık bizi.

“Ölürüm senin için” diyenlerden çok yorulduk çünkü.

Şimdi sadece şunu istiyoruz:

“Yanımda kal.”

Bence olgun yaşlarda aşkın en güzel tarafı gösterişsiz olması.

Birbirine saatlerce şiir yazmak değil mesele…

Birinin sesinden yorgun olduğunu anlayabilmek.

Bir bakıştan canının sıkkın olduğunu hissetmek.

“Bir şeyin mi var?” diye gerçekten merak ederek sormak.

Çünkü insan belli bir yaştan sonra sevilmekten çok görülmek istiyor.

Gençken aşk biraz ego meselesi aslında. Beğenilmek, istenmek, seçilmek…

Ama 40’tan sonra insan ruhuna iyi geleni arıyor.

Eskiden kırmızı bayrak dediğimiz şeyleri bile romantik sanıyorduk.

Kıskançlığı sevgi zannediyorduk.

Sürekli aramayı değer vermek…

Kendimizden vazgeçmeyi fedakârlık…

Şimdi dönüp bakınca insan en çok kendine üzülüyor.

“Ben neden kendimi bu kadar ihmal etmişim?” diye düşünüyor.

Çünkü bazı ilişkiler insanı yalnız bırakmıyor ama kendinden uzaklaştırıyor.

Ve bence en büyük yalnızlık da bu.

40 yaşından sonra insanlar daha seçici oluyor deniyor ya…

Aslında seçici değiliz.

Sadece neyin can yaktığını artık biliyoruz.

Hangi cümlenin sonunda hayal kırıklığı olduğunu…

Hangi bakışın samimiyetsiz olduğunu…

Hangi sevginin geçici olduğunu hissediyoruz.

Bu yüzden kolay güvenemiyoruz artık.

Çünkü bir insan bir kere gerçekten kırıldı mı, kalbi temkinli seviyor.

Ama yine de seviyor.

İnsan kaç yaşında olursa olsun, içinde hep sevilmek isteyen bir taraf taşıyor.

Ne kadar güçlü görünürse görünsün…

Bazen en güçlü kadınların içinde bile sadece omzuna yaslanmak isteyen yorgun bir kız çocuğu vardır.

En sert görünen erkeklerin içinde bile anlaşılmak isteyen kırgın bir kalp…

Doç. Dr. Sebiha Ünal: “40 yaşından sonra insan artık heyecan değil, huzur arıyor. Gerçek sevgi; insanın yanında kendisi gibi hissedebildiği, yorgun ruhunu dinlendirebildiği kişide saklı oluyor.”

40 yaşından sonra ilişkilerin zor olmasının bir nedeni de herkesin alışkanlıklarının oturmuş olması.

Artık kimse kolay değişmiyor.

Birinin hayatına dahil olmak kolay ama düzenine dahil olmak zor.

Çünkü bu yaşlarda herkesin kendi yalnızlığıyla kurduğu bir düzen var.

Kimi kahvesini sessizlikte içmeye alışmış…

Kimi kimseye hesap vermemeye…

Kimi gece düşünerek uyumaya…

Ve sonra biri geliyor.

Tüm düzenin içine karışıyor.

İşte aşk biraz da bu galiba.

Hayatına birini dahil ederken kendini kaybetmemek.

Eskiden ilişkilerde hep şunu sanıyorduk:

“Onsuz yaşayamam.”

Şimdi ise şöyle düşünüyoruz:

“Onunla hayat daha güzel oluyor.”

Aradaki fark çok büyük.

Çünkü olgun sevgi bağımlılık değil. Mecburiyet değil.

Birbirinin hayatını güzelleştirebilmek.

Birbirinin yükünü hafifletebilmek.

40 yaşından sonra insan artık kavga etmek istemiyor. Yoruluyor çünkü.

Belirsizliklerden yoruluyor.

Oyunlardan yoruluyor.

İnatlardan yoruluyor.

Bir mesajı neden geç attığını düşünmek istemiyor artık.

Netlik istiyor.

Huzur istiyor.

Samimiyet istiyor.

Ve bence gerçek aşk da burada başlıyor.

Birinin yanında kendin olabildiğinde…

Rol yapmadığında…

Güçlü görünmek zorunda hissetmediğinde…

Sessizliğinin bile anlaşılabildiği yerde…

Bazı insanlar 40 yaşından sonra aşkın bittiğini düşünüyor.

Hiç katılmıyorum.

Bence gerçek aşk biraz geç geliyor insana.

Çünkü insan kendini tanımadan doğru kişiyi tanıyamıyor.

Ne istediğini bilmeden doğru sevgiyi seçemiyor.

Gençken aşkı heyecan sanıyoruz.

Oysa huzurmuş.

Gençken tutkuyu sonsuz sanıyoruz.

Oysa güven daha kalıcıymış.

Ve en önemlisi…

İnsan önce kendini sevmeyi öğrenmeden kimse onu gerçekten sevemiyormuş.

40 yaşından sonra anlıyoruz ki mesele yalnız kalmamak değilmiş.

Yanlış insanla kendini kaybetmemekmiş.

Çünkü bazen insanın hayatına biri girer ve her şey güzelleşir.

Bazen de biri gelir ve insan aynada kendini tanıyamaz olur.

Bu yüzden artık aşkın bizi tamamlamasını değil, bize iyi gelmesini istiyoruz.

Belki de olgun sevginin en güzel tarafı bu.

Kimseyi değiştirmeye çalışmadan…

Kimsenin hayatını kurtarmaya uğraşmadan…

Sadece olduğu gibi kabul ederek sevebilmek.

Ve sanırım insan belli bir yaştan sonra şunu çok iyi anlıyor:

Kalbi gerçekten dinlendiren bir sevgiye rastlamak, hayattaki en büyük şanslardan biri.

Çünkü bazı insanlar hayatımıza gelir ve geçer…

Ama bazıları, yıllarca içimizde susmayan bir yere dokunur.

Öyle bir yere ki…

Bir daha kimseyi eskisi gibi sevemeyiz belki,

ama o sevgiyi de asla unutamayız.

Ve günün sonunda insanın aklında kalan şey;

kaç kişi tarafından sevildiği değil,

kimin yanında kendisi gibi hissedebildiğidir.

Belki de gerçek aşk budur.

İnsanın yorgun kalbine

“Artık yalnız değilsin” hissini verebilen o sessiz huzur…

———————————

Doç. Dr. Sebiha Ünal Hakkında; Klinik Psikolog, otizm- ve ilişki uzmanıdır. Türkiye ve Avrupa’da yaptığı
bilimsel araştırmalar sonrasında Pozitif Zihin Yöntemini (PZY) geliştirdi. Şu an Hollanda, Almanya, Belçika ve Türkiye’de kendi Otizm Uzmanlık Merkezleri ve Otizm Akademisi’nde (AECSU-AASU) tedavi ve eğitim veriyor. Kendi yaptığı bilimsel araştırmalar ve çalışmalar sonucunda pozitif bakış açısının ilişkiler ve otizmli kişilerde ne kadar güzel sonuçlar getirdiğini gördü ve bu yüzden uzmanlık alanını pozitif psikoloji ile geliştirdi ve kendi geliştirdiği yöntem olan Pozitif Zihin Yöntemi (PZY) ile Türkiye, Hollanda, Almanya ve Belçika’da da bulunan Psikiyatri ve Otizm Uzmanlık Merkezleri’nde şimdiye kadar 10.000’in üzerinde otizm uzmanı yetiştirdi, yetenekleri vurgulamanın ve bunlara yönelmenin otizmin zayıf yönlerinden daha da önemli olduğunu düşünüyor.

Daha fazla bilgi ve iletişim için:
info@autismexpertisecenter.com
www.autismexpertisecenter.com

instagram: drsebihaunal

ähnliche Artikel

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert