YAZARLAR

SAMİMİYET HAYATIMIZI VE İŞLERİMİZİ ONURLU VE GÜZEL YAPAR

Samimiyet kokan her şeyi severim.
Marka, pazar fark etmez
Parasına değil içinde mutluysam severim.
İçten verilen yavan ekmekle de doyar kalkarım, Huzurla,
Soğuk bir tavırla verilen bala
dokunmam bile, Açlıktan ölsem de…
Samimiyet varsa, hayattan zevk alırım.
Samimiyetin olmadığı yerde,
Keyfim kaçar, Sonra kendim kaçarım…
Kişilerin kaliteli yaşamlarına değil,
Kişiliğin kalitesine hayranım…
Samimiyet, tüm eylemlerimizi
onurlu ve güzel kılar. (Halil Gibran)

Samimiyet kelime manası olarak; Kalpten severek bir işi yerine getirmek, fikren kabul edip benimsemek, içtenlik, ihlas, katıksız anlamına gelir. Ve hemen hemen hayatın tüm alanında karşımıza çıkar: Evde ailede, işyerinde, okulda, alışverişte, sokakta ve hatta uluslararası ilişkilerde…
İçinde huzur yoksa milyonluk ev ile kulübe arasında fark yoktur.
Yaptığın işi içten ve samimi yapmıyor, hele de hakkını vermiyorsan kuru bir emekten farksızdır. Eskiden de durum aynıydı, şimdilerde de aynısı. İçinde azim ve istek olmayan ne tür iş, uğraş varsa, sonu gelmemiştir ve şükürle bitmeyen hiçbir iş insanın gönlünü tatmin etmez, muhatabını yorar.
Ne kadar yaşarsan yaşa, yol farklı güzergahlardan geçse de varışlar aynı yönedir. Aynı toprağın altında toplanacaksak eğer, nereyedir bilmem ki, bu bambaşka oluşlar, devamlı kaçışlar ve hep bir başkasına benzeme eğilimi, yeni taktikler, „Bu benim tarzım“ diye dayatmalar.
Alman filozof Ludwig Feuerbach der ki; „Hiç kimse eğitimsizlerden daha sert yargılayamaz; ne sebepleri ne de karşı sebepleri bilir ve her zaman haklı olduğuna inanırlar.“
Doğru ile yanlışı ayırt edebilmek, kendi sınırlarını kontrol edip, kimsenin sınırlarına girmemek için insan bilmeli ve düşünerek hareket etmelidir. Ve bilim bugün her silahtan daha etkindir. Bilgisizlik en büyük düşmanıdır huzurun ve barışın. Çünkü cahil, problem çözmez, problem üretir.
Toplumun hiç bitmeyen, kanayan yarasıdır samimiyetsizlik. Toplumun diğer bir yarası da vardır ki, hala kanar, liyakârlık; herkes tarafından bilinmek, hürmet görmek, tanınmak için yapılan her türlü yapmacık hal, hareket ve davranış bütünlüğüdür ki, oldukça tehlikeli, toplumu bölen, insanlar arasında ayrıma ve adaletsizliğe sürükleyen bir akımdır. Örnek vermek gerekirse: Cemaat ve çıkar gruplarıdır ki, hem samimiyetsiz ve liyakârdırlar.
İnsanlar hep aynı yerden vurulunca, güvenin sağlam temelleri üzerinde olması gereken adalet yerle yeksan oluyor maalesef.
Liyakatsizlik ile liyakârlık arasında çok ince bir çizgi var. Liyakârlık çıkarcı bir sisteme verilen ad ise, liyakatsizlik; bir işi ehli olmayanın yapmasıdır ki özellikle bizim gibi geri kalmış toplumlarda sıkça rastlanan bir durumdur. Bir iş genellikle, o işi bilen ve elverişli olana değil de, olmayana verilir. Hala ısrarla bu tutumun toplumda kabul görüyor olması içler acısı.
Bazı şeyler hayata bakış açımızı değiştirmekle mümkündür. Herşey insanın hayatta bazı şeyleri hayatından çıkarması ve bazı şeyleri hayatına eklemesiyle başlar. Diğer taraftan, hayata bakış açısını değiştirmek demek, hayatın zorlukları ile baş etmeyi öğrenmek, birtakım değişiklikler yaparak hedefe adım adım ilerlemek, kısacası hayatı bir düzene koymak demektir. Toplumdaki yanlış gidişata dur demek, yine fertlerin elindedir. Hayatı anlamlı ve yaşanılır kılan ögelerden biri de temel ihtiyaçlarımızı karşılamak için çalışmaktır, ama gerektiği gibi. Alışılmış düzen diye, sürü psikolojisiyle hareket etmek, aynı hataların tekrarlanmasına rıza göstermekten başka birşey değildir. Ancak bu yolda umut, samimiyet ve sabır şarttır. Korku ve ümitsizlik insanı geriye götürürken, azim, kararlılık ve inanmışlık insanı hep ileriye taşır. Çünkü modern dünya geç kalanlara tahammül etmez. İnsana göre değil saatlere göre ayarlanmış bir sistemin içindeyiz. Oysa zaman da mekan da ancak yaratana ait ve biz sadece yoldan geçen yolcularız.
„İki günü aynı olanın zararda olması„ ilkesini düşünürsek, kıymetli vakti nasıl heba ettiğimizi anlarız.
Bunca yıldır hayattan çıkardığım ders; Bir işi ne kadar içten ve samimiyetle yaptıysam o kadar başarılı olduğum ve zevk alarak yaptığımı da ve çevreme hissettirmişliğimdir.
Bilinçli bir toplumda, huzurun sağlandığı, herkesin, herkesi gözetip adaletli davrandığı, ayrımcılıktan uzak, refah içinde yaşanılan topraklarda, karnı tok, yüzü gülen, kendiyle hoşnut, çevresiyle barışık tavırlar sergileyen insanların yaşadığı herhangi bir coğrafyada yaşamayı kim istemez ki? Yazarken bile içime huzur doluyor, böyle bir coğrafyanın yeryüzünde pek yakında sizler tarafından inşa edilmesini en samimi ve içten dualarımla isterim.
Sağlıklı ve huzurlu bir yaz tatili geçirmeniz dileğiyle, hoşçakalın, Allah’a emanet olun!

ähnliche Artikel

 

ähnliche Artikel

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht.

Lesen Sie auch
Schließen