
Almanya’da Duisburg-Essen Üniversitesi’ndeki ülkenin tek Türkçe öğretmenliği programının yer aldığı Türkistik Enstitüsü 2026-2027 eğitim öğretim yılında yeni kayıt almadı. Almanya’da Sekundarstufe I ve Sekundarstufe II için üniversite düzeyinde eğitim verilen ve Türkçe öğretmeni yetiştiren tek yükseköğretim kurumu özelliği taşıyan Türkistik Enstitüsünün geleceği belirsiz.
Eyalet parlamentosunda Türkçenin yanı sıra diğer köken dillerini de kapsayacak şekilde yaygınlaştırılması gündeme getirilmişken, Türkçe öğretmenliği programına yeni öğrenci kaydının yapılmaması düşündürücüdür. Bu durum gelecekteki öğretmen ihtiyacının karşılanamaması sorununu da beraberinde getirecek ve yeteri sayıda öğretmen istihdamı yapılamaması nedeniyle Türkçe derslerinin de müfredattan kaldırılmasına zemin oluşturacaktır. Bu uzak bir hayal değil, örgörüdür. Hessen Eyaletinde yaşanan gerçek bir durumdur. Hessen Eyaletinde Türkçenin dışında onlarca köken dili dersi okullarda zorunlu veya seçimlik ders olarak verilirken, Frankfurt Başkonsolosluğu’nun girişimi ve eyalette yaşayan Türklerin yoğun taleplerine rağmen Türkçeye yer verilmemesi bilinçli bir siyasi tercihin göstergesidir.
Kuzey Ren Vestfalya Eyaletinde yaklaşık bir milyon Türk yaşamaktadır. Bu insanların Almanya’nın yakın tarihinde sosyal ve ekonomik hayata önemli katkıları olmuş; Almanya’yı yurt edinmişler, geleceklerini bu ülkeye yönelik olarak şekillendirmişlerdir. Bununla birlikte anavatanları ile bağlarını koparmamış, yeni kuşaklara aktarmışlardır. Dolayısı ile Almanya’nın diğer eyaletlerinde olduğu gibi, KRV’de de Türkçe Almanya’nın bir gerçeğidir ve bir ihtiyaçtır. Türkçenin gelecek kuşaklara öğretilmesinin önündeki açık-örtük engellerin ortadan kaldırılması ile formal eğitimin dışında Türkçe dersi verilmesinin ve bu konunun ticarileştirilmesinin önüne geçilecek tedbirler alınmalıdır. Eyalet Başbakanı Hristiyan Demokrat Birlik Partili (CDU) Hendrik Wüst daha birkaç hafta önce Türkiye’ye geldi ve Cumhurbaşkanı ile 50 dakika süren bir görüşme yaptı. Bu görüşmede özetle Almanya-Türkiye arasındaki İşgücü Anlaşmasının (Anwerbeabkommen) 65. yılında KRV ile Türkiye arasındaki sıkı bağın özenle korunduğundan ve savaştan sonraki ekonomik yükselişteki göçmen işçilerinin payından söz etti. Bununla birlikte Sayın Wüst’ün yönetimindeki eyalette yaşayan bir milyon Türkün köken dilinin Türkçe ve kuşaklar arası iletişim dilinin Türkçe olduğunu unutmuşa benziyor.
Yıllardır yapılmayan karma eğitim uzmanları toplantılarının hangi gerekçelerle ötelendiği, önceki toplantılarda akdedilen maddelere ne kadar uyulduğu sadece Türkiye’de değil, Almanya’daki Türkler tarafından da ilgiyle takip edilmektedir. Almanya Federal Cumhuriyeti Türkiye Büyükelçisi Sayın Sibylle Katharina Sorg ile büyükelçilik Kültür Bölümü Başkanı Dr. Henning Grosser ülkelerinden Türkiye’ye gelecek heyete Almanya’daki Türklerin gerçek gündemi ve Türkiye’nin Almanya’dan beklentileri konusunda gerçekçi rapor hazırlamaları ve Türk makamları ile yapılacak temaslarda Alman devlet erkanının “tarihi Türk Alman dostluğu” ile gönül alma, “vize kolaylığı” sözleri ile AB üyeliği konusunu öteleme dışında makul ve mantıklı bir söylemle Türkiye’ye gelmeleri gerektiğini, Türklerin beklentilerinin bu yönde olduğunu iletmeleri beklenmektedir.
Türkiye dışında ve bilhassa Almanya’da yaşayan Türklerin de Türkçeye yönelik duyarlılığını sürdürmesi ve okul idarelerinden Türkçe dersinin zorunlu seçmeli yabancı dil veya köken dili olarak açılması konusunu talep etmesi gerekiyor. Yürürlükteki mevzuata göre, pek çok eyalete okul aile birliğinin okulda açılacak seçmeli yabancı dil derslerini belirleme hakkı bulunmaktadır. Bu derslerin arasına Türkçenin de alınması yönünde karar alması halinde okul idarelerinin de bu dersi açma yükümlülüğü bulunmaktadır. Dolayısı ile açılacak ders hem karnede yer alacak ve hem de sınıf geçmeye etki edecektir. Velilerin evlerinde konuşulan Türkçe ile okulda öğretilen Türkçenin aynı olmadığının ayırdında olması, dersi seçen çocuklarına da bu bilinci aktarması gerekiyor ki çocuklar okulda başarısızlık yaşamasın. Çocukların da Almancayı iyi öğrenebilmesi için köken dili olan Türkçeye de hakim olması gerekiyor. Okullarda Türkçe dersinin açılabilmesi için velilerin de eğitim öğretim sürecine aktif katılımcı bir tutum sergilemesi, çocuklarının okul başarısını takip etmesi, öğretmen-öğrenci-veli ve okul idaresi ile okul aile birliği ile ilişkilerini sıkı tutması gerekir. Okula gitmeyen, çocuğunun okul başarısını takip etmeyen velilerin çoğunluk olduğu yerlerde, sadece okullarda seçmeli yabancı dil olarak Türkçe okutulması bir yana iki dile de hakim olamayan öğrencinin okulu başarıyla bitirmesi, üst eğitim basamağına devam edebilmesi veya bir meslek edinebilmesi uzak bir ihtimal olarak deneyimlenmiştir.
Türkçe dersinin açılmasıyla ilgili sorumluluk Başkonsoloslukların ve dolayısıyla Türkiye’den gönderilen Türkçe ve Türk Kültürü Dersi öğretmenlerinin üzerine düşmektedir. Bu öğretmenlerimiz de Türkçe dersini “kültürel çalışma” olmaktan ileri taşıyamamaktadır. Türk öğrencilerin hafta içinde Konsolosluklarca koordine edilen ve Türkçe ve Türk Kültürü Dersi öğretmenleri tarafından “kültürel çalışma” olarak verilen derslere gönderilmemesi, Alman okul idarelerinin de “yeterli talep olmaması” nedeniyle derslik tahsis etmemesinin gerekçesini oluşturabilmektedir. Halbuki veliler bu derse ilgi gösterse, çocukları teşvik etse; çocuklar bu derste Türkçe dil bilgilerini pekiştirecek, yanı sıra Türk dili, kültürü ve tarihi konularında da bilgi sahibi olacaktır.
Konsolosluklar tarafından koordine edilen Türkçe ve Türk Kültürü dersi için Türkiye’den veya ihtiyaca binaen mahallen görevlendirme yapılabilmektedir. Alman resmi okul sistemi içindeki öğretmen ihtiyacının karşılanabilmesi için de Alman yükseköğretim sistemi içinde Türkçe, Türk dili ve edebiyatı, yabancı dil Türkçe gibi alanlarda da öğretmen yetiştirilmesi bir gereksinim olarak kendini göstermektedir.








